ÜLKEMİZDE YAŞANAN BAŞÖRTÜSÜ SORUNU VE ERMENİ SOYKIRIM BALONU BİR FRANSIZ MİRASIDIR

Avrupa ülkelerinden, başta Fransa ve İngiltere olmak üzere, başörtüsü 2005 yılının en tartışmalı konusu oldu. Türkiye de ise hiç gündemden düşmüyor. 20. yüzyılın ortalarında Avrupa'ya göç eden Müslüman toplulukların ikinci kuşağını oluşturan genç nesilden bazı Müslüman kız öğrencilerin, okullarına başörtüleriyle girmek istemelerinin ardından, Batı basınında, başörtüsü meselesi yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandı. Böyle durumlarda hep Fransızların Cezayir uygulaması hatırlanır. Çünkü başörtüsü sorununu dünya gündemine sokan ve laiklik ilkesi adı altında bunu yasaklayan ve 200 yüzyıldır da hâlâ bunu gündeminden düşürmeyen tek ülke Fransa’dır. Peki, ama neden?

Neden şu: Bilindiği üzere, batının iki türlü savaş metodu vardır. Bunlardan biri, sıcak savaş, diğeri de soğuk savaş yani psikolojik savaş metodudur. .  Sömürgeci batının, işgal ettiği Müslüman coğrafyalar üzerinde,  aile kurumu üzerinde uyguladığı kültürel savaşın adı psikolojik savaştır.  Bu ise tarih boyu hep dini değerleri yozlaştırma ve aidiyet kimliğini yıpratma şeklinde cereyan etmiştir.  Çünkü her batılı bilir ki,  Müslümanlar arasında kadın her haliyle kutsal bir değerdir ve bağlı olduğu dinin kurallarına bağlı bir kadın için de, başörtüsü bir mahremiyet ölçüsüdür. Dolayısıyla,  bu ölçünün yok edilmesi demek, batı açısından bir taşla iki kuşun vurulması demektir. Bana göre
(1) Müslüman kadınının örtüsünden soyutlanması demek, batı için, Müslüman kadın üzerinde tatbik edilmesi düşünülen çirkin arzuların kendi istedikleri şekle dönüşmesi demektir. Bu ise kadının, bir anne olmaktan öteye,  bir yönü ile tüketim aracı, bir başka yönü ile de iğrenç bakışların zevk aracı haline gelmesi demektir.
(2)  Batının,  kadın üzerinden sürdürdüğü psikolojik savaşın ikinci aşaması ise, Müslüman bir toplumu aile erozyonu üzerinden kendi dini ve milli değerlerinin düşmanı haline getirmektir.  Bu ise o, toplumun savaşsız teslim alınması ve kendi içinde bir birine düşman kutuplar haline gelmesi suretiyle yabancı istismarına muhtaç olması ve ila nihaiye sömürülmesi demektir.    

Fransa, 1830–1962 yılları arasında 130 yıl Cezayir'i sömüren bir ülkedir. Bu dönemler arasında Fransızlar, çoğunluğunu Cezayirli kadınların ve çocukların oluşturduğu yine kendi resmi rakamlarına göre 1,5 milyon Cezayirli Müslüman-ı katletmiştir. Fransızlar Cezayir'e işgal için girdiklerinde, Fransız askerleri ilk iş olarak sokaklarda bulanan Müslüman kadınlara sarkıntılık etmekle başlamış ve on binlerce kız bu askerlerin tecavüz mağduru olmuştur. Cezayirli bazı yetkililer sömürge döneminde bunu Fransız hükümetine iletmiş, fakat Fransız hükümetinin buna karşı tavrı, Müslüman kadının örtüsüne saldıran ve onlara tecavüz eden askerlerine Lâiklik ilkesi adı altında başörtüsünü yasaklayarak destek vermek olmuştur.  Üç yıl önce  (2004) Fransız L’Express dergisi Fransız ordusunun Cezayir'de yaptığı bu tecavüz olaylarının resimleri ve belgeleri ile kapak konusu olması bu acıdan dikkati şayandır. Zaten, Fransız askerlerinin, hemen-hemen işgal ettikleri tüm Müslüman ülkelerde Müslüman kadınlara tecavüz ve başörtüsüne saldırısı daima ilk eylemlerinin başında gelmiştir.

Zaten batının, Müslüman coğrafyalar üzerinde giriştiği her işgalde,  yapılan ilk girişimin, ırz ve hane tecavüzlerinden ibaret olduğu, sonra bu vahşetin toplu katliamlarla devam ettirildiği,  bugün Irak örneğiyle de ortada değil mi? İspanya’da Endülüs devleti yıkıldığında aynı aşağılık akıbet, Mağrip Müslümanları üzerinde de uygulanmadı m? Yine aynı iğrençliği, İstiklal savaşı sırasında, Yunanlılar hamile kadınların karnındaki ceninleri çıkartıp süngü ucuna takacak kadar daha ileri bir barbarlık noktasına taşımadılar mı? Aynı vahşet 1974 Kıbrıs-a yönelik işgal darbesi sırasında Muratlı ve Serdarlı köylerindeki toplu katliamla da kendini göstermedi mi? Yine aynı barbarlık Bosna’da da denenmedi mi? Filistin, Doğu Türkistan ve Çeçen ya hala aynı vahşi acılarla kıvranmıyor mu?   

Fransız düşünür ve yazar Frantz Fanon, "Cezayir'in Bağımsızlık Mücadelesinin Anatomisi", "Yeryüzünün Lanetlileri" ve "Siyah Deri Beyaz Maskeler" adlı kitaplarında Cezayirli kadının işgalci Fransızlara karşı verdiği başörtüsü mücadelesini sosyal ve psikolojik yönlerini ele alarak geniş bir şekilde olayların tanıklarını da zikrederken;  Fransa’nın, sömürgesi altındaki Cezaya-ir de, yüzyıl boyunca yaptığı iş,  Müslüman kadınların mutlak surette örtülerini bırakmaları ve bir Fransız gibi giyinmelerinden ibaret kalmış, ancak bu zorbalık her defasında tersi bir durumla sonuçlanmıştır” der ve bu gerçeği çarpıcı örnekleriyle de ortaya koyar.

Frantz Fanon, "Cezayir'in Bağımsızlık Mücadelesinin Anatomisi" isimli kitabında "Cezayirli kadının çarşaftan çıkarılması" operasyonlarından da ilginç olaylar anlatır. Uygulanan yöntemlerden birisi, her "çarşaftan çıkma" olayı için ayrı ve görkemli törenler düzenlenmesi, çarşafını çıkarıp "atan" kadının yıldızlaştırılmasıdır. Bir başka özendirme de, eşi çarşaftan çıkan bürokratın terfi ettirilmesidir.

SÜTÇÜ İMAMI GALAYANA SEVKEDEN FRANSIZ ASKERİNİN BAŞÖRTÜSÜ SALDIRISI
Sütçü İmam,  Maraş'ta Fransızlara karşı savaşı başlatan yiğit bir Müslüman ve Maraş’a Kahramanlık unvanı kazandıran bir vatansever. 31 Ekim 1919 günü yerli Ermeniler Fransız askerleriyle birlikte şehri dolaşıyorlar ve önlerine gelen Türklere hakaretler ederek saldırılarda bulunuyorlardı. Bu yüzden şehrin çeşitli mahallerinde olaylar patlak veriyordu.

Ama bu olayların en meşhuru Sütçü İmam hâdisesidir. Olay, Uzun oluk mahallesinde bir sabah vakti patlak verir. O sırada Uzun oluk Hamamı'ndan çıkıp evlerine gitmekte olan kadınları gören işgalcilerden biri onlara yaklaşarak "Burası artık Türklerin değildir. Fransız memleketinde başörtüsü gezilmez" der. Bu sözle de kalmaz, kadınlara güçlerini göstermek için bir hanımın başörtüsünü başından çeker ve yırtar. Başörtüsü yırtılan kadın olayın etkisiyle bayılınca diğer kadınlarda feryada başlar. Hamamın yakınındaki Kel Hacı'nın kahvesinde bulunan Maraşlılar olay yerine gelerek Ermenileri ve Fransızları uyarırlar. Fakat Fransızlar bunlara kulak asmazlar.

Bunun üzerine Maraşlı çakmakçı Said ve Gaffar Kabuloğlu, hanımları Fransız işgalcilerin elinden almak isterken dipçik ve kurşunla ağır yaralanırlar.  Bu sırada yan tarafta küçük bir dükkânda süt satan ve olayları soğukkanlılıkla seyreden Sütçü Hacı İmam, tabancasını alarak olay yerine gelir. Silahını kadınların örtüsünü açan ve Çakmakçı Said'i yaralayan Fransız askerinin üzerine doğrultarak ateşler.  

Kurşun isabet eden Fransız asker yere yığılır, diğerleri ise kaçar.  Maraş'ta düşmana sıkılan bu ilk kurşun Türk milletinin işgalcilere ve Ermenilere, yaptıklarının yanlarına kar kalmayacağının en etkili cevabı olur.  Bu hadise, gerek Fransızların gerekse Ermenilerin, yoğun baskılarına yol açtıysa da, Maraş halkının ve Anadolu insanının işgale ve sömürüye boyun eğmeyeceğini, dinine, namusuna el uzatanlara her ahvalde gerekli cevabı vereceğini ispat eden bir vesika olarak tarih sayfalarındaki yerini almış olur.   Fransa’nın, Ermeni soykırım yalanında, neden bu kadar ısrarcı olduğu bu kuyruk acısı ile şimdi daha iyi anlaşılmakta sanırım.   
 
FRANSIZLARI TEMSİLEN BAŞÖRTÜSÜ İLE DEVAM EDEN MÜCADELE  

Fransa, yüzyıl boyunca Cezayirli kızları tüm propaganda ve baskı araçlarını kullanmasına rağmen başörtülerinden alıkoyamadı. Bütün başarısızlıklar üzerine Fransa bu konuda son bir çalışma başlattı. Cezayir'den on Müslüman genç kızı alarak Fransa'ya götürdüler. Fransız hükümeti bunları okullarında özel eğitime tabi tuttular, başörtülerini çıkardılar, Fransız elbisesi giydirdiler, Fransızcayı öğrettiler. Kızlar tamamen Fransızlaştılar. Aradan on bir sene geçtikten sonra bu kızları Fransızlaştırdıklarını göstermek için bir tören tertip ettiler.

Törene Avrupalı bazı bakanlar, aydınlar ve gazeteciler davet edildi. Fransa bununla tüm dünyaya Müslüman kadını nasıl özgürleştirdiğini gösterecekti. Tören başladığında bütün davetliler törenin düzenleneceği salonda yerlerini almış, Fransa'nın başarısına tanıklık etmek için sabırsızlıkla bekliyorlardı. Fransız bir yetkili misafir konuklara Cezayirli Müslüman kadını nasıl özgürleştirdiklerini anlatmakla bitiremiyordu. .

Daha sonra Fransız okullarında on bir yıl eğitilen kızların nasıl modernleştiklerini göstermek için kızlar salona davet edildi. Aman o da ne?  tüm davetliler hiç beklemedikleri bir manzara ile yüz yüze gelmişti. Fransızlaştıkları söylenen Cezayirli kızlar, salona başörtüleri ve Cezayir'in İslami kıyafetiyle girmişlerdi.

Herkes şok olmuş, hayretle birbirlerine baka kalmıştı. Zulüm ve esaretin son yıllarına denk gelen bu manzara karşısında,  Fransız Gazeteci ayağa fırlayıp şöyle diyecektir, peki  "Fransa, 128 senedir Cezayir'de ne yaptı öyleyse?"  Fransız müstemlekeler bakanı Lachost ise bu şok soruyu şöyle cevaplayacaktır? Eğer elimde gördüğünüz  "Kur'an” denen şu kitap,  Fransa'dan daha güçlü ve kuvvetli ise ben ne yapabilirim" :

Bu tüyler ürpertici gerçekleri yazarken, bizdeki Fransız Nişaneli anlı şanlı Proflarımızın, kendi ülkesinin masum evlatlarına Üniversite kapılarında neden bu kadar Fransızlaştığını ise üzüntü ile izliyorum. 
09.01.2007 İsmail Hasbal




Başa Dön >>>

Ana Sayfa >>>

Diğer yorumlarım; İrtica Kaosu, Yönetim ve Liderlik, 253 Bin Şehit, Papa'nın Ziyareti, Misyoner-Misyonerlik

 
     

 

Copyright © 2006 - Tüm hakları saklıdır. www.ismailhasbal.com