253 BİN ŞEHİDİN ÇANAKKALESİ VE BUGÜNÜN TÜRKİYESİ

Çanakkale, vatan aşkını kanlarıyla yazanların destanı. Yeryüzünün en görkemli tarih kitabesi. Aslanların sırtlanlara galebe çaldığı kahraman bir neslin iman abidesi. Ana mektubunu bitirmeden şehitlik mektubuna ulaşan kınalı kuzuların zafer kalesi.. Bazı milletlerin tarih aradığı bir dünyada, tek başına tarih olan bir onur vesikası.

Ahh Çanakkale seni; en kaba taklitçilik ve en açık teslimiyetçilikle yabancı hayranlığı uğruna kendi neslinden esirgeyenler utansın. Seni, içindeki büyüklüğünü keşfedemeyenler utansın. Senden ilham almayıp, vatan içinde vatan, devlet içinde devlet aymazlığına kalkışan hainler utansın. Devlet malı deniz deyip, yetim malı olan devlet hazinesini talan eden ar yoksunları utansın. Tarihini unutanlar ve tarihinden faydalanmayanlar utansın.

Sen ki; asırların sıkıntılarına, bunalımlarına, nice hile ve şiddet ittifaklarına karşı, sevginin, namusun, merhamet ve asaletin simgesisin. Sen ki, batının barbar kıyamına karşı bir medeniyet direnişisin.

Malazgirt, Mohaç, Kosova, İstanbul-un fethi, Kafkasya, Çaldıran, Otluk Beli, Mercidabık ve en acısı Sarıkamış, Sina, Galiçya, Irak, Yemen, Kudüs, Sakarya, Dumlupınar ve Çanakkale deyince ben sadece sevgiyi veren sevgiliye imanla teslim olmuş milyonlarca canın yarım kalan hasretini hatırlıyorum. Ayrıca bir şeyi daha hatırlıyorum. O da, o günkü büyüklüğümüzün, bugün nasıl ayaklar altına alındığıdır. 500 bin nüfuslu Rum toplumu karşısında, içine düştüğümüz acziyet, herhalde bu ezikliğe verilecek en çarpıcı örnek olsa gerek.

Sevginin en zor olanını, canlarıyla ispat eden ey yüce şehitlerim; sizden sonra, emanetiniz olan bu vatana, artı bir değer kazandıramadığım için gerçekten üzgünüm ve bu yüzden sizleri kıskanıyorum ve sizden af diliyorum.

Sizler gibi olmak şereflerin en yücesi. Yanınıza gelmek huzurunuzda gözyaşı dökmek, sizlerden ibret dersleri almak, sizlere dua etmek, sizleri en güzel şekilde anmak ve sizleri selamların en yücesiyle yâd etmek bilmem ki sizlere olan minnet ve şükran borcumu ödemeye yeterli mi? Mehmetçik bana isim olarak peygambrimi,şehitlik ise evveliyatı itibariyle Yasirleri, Hamzaları ve Kerbelayı hatırlatıyor . Can ve canandan vazgeçen herbir iman erinin ölümsüzlüğünü ve vuslat bahçesinden yürekler dolusu gül demetleri sunuşunu hatırlatıyoy,dolayısıyla da onları kıskanıyor ve onları saygıların en yücesi ile selamlıyorum?

Ey şehitlerim; sizler için bir dakikalık içi boş saygı duruşu yerine, size olan vefa borcumu dua ile ödemek istiyorum.

Çanakkale ziyaretimi 54 yaşında gerçekleştirdim. Gerçekten çok geç kalmış bir ziyaret. Bu yüzden kendimi asla af etmeyeceğim ve etmiyorum.

Mataraların, su yerine kanla dolduğunu ırmakların dilinden öğrendim. Üzerinde dolaştığım toprakların hala kan koktuğuna tanık oldum. 57.Alayın son namazdan sonra tümünün vuslata erdiği ve geriye sadece Alay sancağının kaldığı mekâna yüzümü sürdüm. Geçmişin şeref destanlarından geriye kalan hüzün şarkılarını sahilleri okşayan dalgaların sesinden dinledim. Her şeyi değiştiren ve çürüten amansız zamanın değiştirip çürütmediği şüheda ruhunu, bütün faziletiyle burada buldum. Anladım ki, sayısız asırlar, felaketler, fırtınalar yüce milletimin başının ucunda kasırgalarını haykırmış, üstüne tufanlarını yağdırmış, etlerini çürütmüş, kemiklerini kemirmiş, ama yüreğinin içindeki sönmez ve tükenmez ateşin bir kıvılcımını bile söndürememiş; Onun imanı, denizin akıntıları içindeki sedefte bulunan inci gibi tertemiz kalmış.

Çanakkale de işte böyle bir gün geçirdim. Burada gözleri yaşlı, yetimlerin, bağrı yanık dulların, ağlamaktan gözleri kör olmuş ihtiyarların şehit evlatlarıyla selamlaştım. Milli ruhumu, milli ıstırabımı, milli ülkümü burada buldum ve öğrendiğim gerçekleri hafızamda topladım. Geçmişin acıklı hayat sahnesinden ve ruhundan aldığım ilhamları duygularıma döktüm ve işte bu yazıyı böyle bir atmosferde kaleme aldım. Ruhunuz şad mekânınız cennet olsun ey şehitlerim.

ÇANAKKALE SAVAŞINDA HAÇLI İTTİFAKININ 3 HEDEFİ
 1- 17.yüzyıldan itibaren hız verdikleri misyonerlik faaliyeti ile elde edilen sonuçlar üzerinden, Müslüman toplumun dini ve milli mukavemet gücünü toplum hafızasından silmek.

2- Böylece 20.yüzyılın en büyük imha silahı olan ırkçılık ve etnik ihtilaflar ile Osmanlı yönetimi altında bulunan toplumları parçalamak ve bu topraklar üzerinde ayrılan her bir parçayı, sömürge çıkarlarına uygun tampon devletçikler haline getirmek.

3-Asya ve Avrupa kıtasını dünyaya bağlayan boğazlar üzerinde hâkimiyet kurmak suretiyle Anadolu'ya açılmak. Sonra da, bu merkez üzerinden Asya ve Ortadoğu coğrafyasını kültürel ve ekonomik boyutlarıyla egemenlikleri altına almak. Böylece de, 6 asırlık bir imha planını sonuca ulaştırmak.

Ancak, İttihat Terakki paşalarının 1908 darbesiyle düşman karşısında, eli kolu budanan güçsüz bir imparatorluk yönetimine rağmen, Çanakkale zaferi yine de kazanıldı ve dünya tarihinde, en zor şartlarda kazanılmış bir zafer olarak yerini aldı. Ne yazık ki, bu gerçeklerden tuzu kuru yeni nesil haberdar değil; Onlar için sahiler birer eğlence mekânları: Her karış toprağı şehit kanı kokan topraklar üzerinde kurulmuş diskolar da, hazır tüketen bir nesilden de, zaten böyle bir şey beklemek abesle iştigal olur.

Aslında bunların da suçu yok, çünkü bu nesle, işin doğrusu öğretilmedi. Bunun da nedeni, bu destanın ruhunda ki dini ve milli hissiyatın yeni nesle tesir etme endişesi taşımış olması. Bu yüzden, İngiltere, Fransa, Yeni Zelanda ve Avustralya kendi ölülerinin Abidelerini, 1930 lar da inşa ederken, bizim şehitlerimiz için yükselen abidenin temeli 1953 de (onun da kendi kültürümüzle hiç alakası yok) bitimi ise 1990 lar da sonuçlandı. Dahası Çateldere denilen yerde yatan 10 binden fazla Medrese (üniversite) öğrencisinin çevresi ise bugün içler acısı.

Bu noktada Çevre Orman Bakanımızı göreve davet ediyorum. İşte size, Batı ve Türkiye açısından iki Çanakkale örneği. O halde, ey bu ülkenin gençleri; iyi biliniz ki, Çanakkale destanını, bir şairin dediği gibi, bir devrin battığı yer değil, yok edilmek istenen bir milletin yeniden doğduğu yer olarak algılayın. .

İyi biliniz ki, bu savaşın rövanşı batı açısından hala bitmiş değil. 1071 Malazgirt savaşı ile başlayıp,1453 İstanbul'un fethi ile milletler ailesinden oluşan büyük bir insan çoğunluğunu, bünyesinde toplayan bir imparatorluğu yok etmek, hala batıyı tatmin etmemiş durumda.

1908–1921 arası Milyon Km lerle ifade edilen. Topraklara sahip bir İmparatorluğu 780 km. indirmiş olmak batının içindeki hala durdurmamış. Hala da, bu vatan üzerindeki parçalama emellerine gizli yâda açık bir şekilde devam ettiriyorlar.  İyi biliniz ki, 1915 de geçilemeyen Çanakkale, İttihatçıların oluşturduğu Sevr şartları sayesinde 1919 da geçildi İstanbul ve kısmen de Anadolu işgal edildi. Osmanlı İmparatorluğunun doğu sınırları içinde yer alan Kerkük ve Musul gibi enerji (petrol) kaynakları da, bir bir işgal altına alındı. Sonra da Lozan antlaşması ile tescil edildi.

Ancak bu yüce milletin İstiklal iradesi bunu da aştı ve devletsiz kalmadı. Öyle yâda böyle yıkılan İmparatorluk üzerine yine aynı nesil Gazi Mustafa Kemal ve Anadolu da şekillenen Kuva-i Milliye ruhu ile düşmanın işgal planını bozdu ve Cumhuriyet devletiyle ayağa kalktı ve bir kez daha büyüklüğünü gösterdi.

Hiç kuşkusuz bugün sahip olduğumuz cumhuriyet Çanakkale zaferinin siyasi sonucudur. Bu ise milletiyle birleşen ordunun, ordusuyla bütünleşen millet ruhunun armağanıdır. Daha doğrusu, 253 bin şehidin can bedelidir. Ekin misali yere düşen 253 bin Mehmet-in Çanakkale'sini eğer bu yönüyle anlamaz ve anlatamaz isek, ülkemizin bugününü ve gelecek itibariyle de yarınını tam olarak anlatamamış oluruz.

Sahile döşediği Nusret mayınlar ile kader çizgimizin denk noktasını oluşturan Cevat Paşa gibi ulu şahsiyetleri; 276 kg.lık top mermisini tek başına kaldırarak Oşın gemisini Çanakkale'nin derin sularına batıran Seyit onbaşıları-Yahya çavuşları eksik anlatamamış oluruz.

İstanbul’un, fethinden hemen sonra, Çanakkale'den gelecek böylesi bir felaketi, asırlar öncesinden gören ve bu nedenle de, İstanbul'u dolayısıyla da, Anadolu'yu koruma adına, Allah ve Muhammed lafzından mülhem “ Kilitbahir kalesini”nin mimarı Fatih Sultan Mehmet Hanı; Mecidiye ve Hamidiye Tabyalarının mimarı, Abdülmecit ve Sultan Abdülhamid Hanı tarihteki yerlerine tam oturtmamış oluruz. .

Daha da önemlisi, yaşları l8 ile 23 arasında olan ve bizim ölümümüz (grubumuz yani batışımız)tulumuz (doğuşumuz)olacaktır(!) diyerek ,canlarını bu kutsal vatana siper eden 253 bin şehidin yarım kalan aşkını tam anlamıyla anlamamış oluruz. Kısacası, kaderin denk noktası olan sevda şehri Çanakkale yi hiç anlamamış ve anlatmamış oluruz.

Ve bunların da ötesinde, Müslümanı Müslüman'a vurdurmak için Çanakkale cephesine getirilen Senegalli Ahmet-in; gerçeği anlama sonucu, bu savaşta Osmanlı cephesinde yerini alarak, ulaştığı şehitlik mertebesiyle Allah'ına kavuşan bu insanların sonsuzluk sevdasını anlamamış oluruz.

Şüphesiz ki, bizi, tarih boyu, biz gibi olma haline bu birliktelik ruhu getirdi ve Çanakkale destanı da dünya tarihine işte bu şanlı ruhun eseri olarak bize armağan edildi.

Bu ruhun iç dünyası iman sevgisiydi, dış dünyası da vatan sevdası idi. İşte Çanakkale destanı bu aşkın eseri olarak geçti bizim tarihimize.

Bu zafer, sadece bize değil, bütün dünyaya da insanlık dersleri öğretti. Bu gerçeği görmek isteyenler için, Çanakkale Abidesinin dört yanına işlenmiş figürler en büyük dersi vermekte.

Genç ruhlardan süzülen şehit kanları, coşkun sel gibi vadilere, sağanak- sağanak akarken, adalet duygusunun savaşta ortamında bile şaşmamış olması derslerin en erdemlisi olarak geçti tarihlere.

Mehmetçiğin, omuzları üzerinden revirlere taşınan ve tedavisi yapıldıktan sonra, bil ahire iyileşmiş olarak birliklerine teslim edilen düşman askerlerine gösterilen insanlık örneği insafı olan bütün milletler üzerinde büyük izler bıraktı.

Ancak düşmanın gözü kör ve insafı da yoktu. Bu insanlık örneğinden nasipsizdi. Öyle ki, kendi askerinin tedavi edildiği ZIĞINMDERE deki Askeri reviri bile top ateşine tuttu ve bu ateş altında 20 bine yakın masum yaralı ve hizmetli bu alanda hayatını kaybetti.

Şimdi, sormak lâzım? Batılı ve batıcıların şizofrenik dünyasında, acaba böyle bir insanlık örneğine rastlamak mümkün mü? Bir Ebu Gureyb ve Guantanamu gibi dehşet örneklerine bakın.

Bir de, yönleri kıbleye dönük yüreklerin, hilal ve hürriyet sevdalısı vatan kahramanlarının, bu dehşet örneklerinin aksine, Çanakkale de bütün insanlığın hafızasına yazdığı örneklere bakın.

İşte bu vatan; namusuna mahrem eli sürülmesin, neslimin kursağına haram girmesin, inancımın safiyetine Allahsızlık lekesi sürülmesin diye can veren böyle bir neslin armağanı olarak intikal etti bizlere.

Onları öldü sanıp, bu emanete ihanet edenler bilsinler ki, onlar asla ölmediler, hala yaşıyorlar.
Bu gerçek aynı zaman da, Kuran hakikati. Eski Genel Kurmay Başkanımız Sayın Hilmi ÖZKÖK 'ün, abideyi dolaşırken “yerin altından sesler duymaktayım “şahitliği bile bu gerçeğin en canlı delili.

Bu ruhun önünde saygıyla eğilmekten başka, bir onurun daha var olduğunu ben şahsen düşünemiyorum.

ÇANAKKALE DESTANI VE NEVRUZ TAHRİKÇİLERİ

Çanakkale Tarihine ilgisiz yetişen daha doğrusu yetiştirilen nesil ne acıdır ki, bugün kendi vatanını parçalama ve talan etmekle meşgul.

Bu yüzden, Çanakkale savaşında, Senegal vatandaşı Ahmet-i sömürge parasıyla kardeşlerine karşı kullanan, malum işgal güçleri, bugün aynı oyunu ülkemizin Güneydoğusunda daha rahat sergiliyorlar.

Ülkemizi, duyunu umumiye-ye mahkûm ettiren Galata Bankerleri yine bildiğimiz gibi hazine kaynaklarını hortumlamakta, görevlerine kaldıkları yerden aynen devam etmekteler.

Malum işgal güçlerinin tahriklerine kapılan vicdan yoksunları NEVRUZ ateşiyle yangına körükle gidiyor.
Dün Çanakkale cephesinde bugün ise Güneydoğu da, vatanının birliği ve milletinin birliği için şehit olan Mehmetler yerde yatarken, birileri bu ateş üzerinden sevinç çığlıkları atıyor

Kahrolası kalemleri ile canavar mikrobu üreten milli his yoksunları için Mehmetlerin ölmesi artık nerede ise sıradan bir vaka haline geldi? Bunlar için Çanakkale ruhu artık tarihte kalmış bir olgu ve bunlar için bu zafer, zaten doğa gücüyle kazanılmış basit bir olaydan ibaret.

Bir anlamda, 253 bin şehit; gerici bir neslin telef olması anlamına geldiği için belkide bu vicdan yoksunları adına bir fırsat.

Çanakkale kutlamaları sırasında sarf edilen sömürge mantıklı yazı ve beyanatlara bakıldığında bu durumu açıkça da görmek mümkün. Böyle bir tavır; 1986 senesindeki Kutlama sırasında, devrin Çanakkale Belediye başkanı tarafından dönemin Başbakanı Merhum Turgut Özal a karşı sergilenmişti. Neden ise bu şahsın dini kimliğine duyulan nefretti. Öyle ki, yazılıp çizilenlere baktığınız da, sanki bu savaş, Türkiye'nin kurtuluşu için değil de, dinsiz bir ülke olması için verilmiş gibi bir mahiyet arz ediyor.

Peki, Çanakkale gibi bir destan, bugüne kadar bu nesilden niçin gizlendi ya da neden gizleniyor? Dindar insanların, Çanakkale ziyaretleri, neden mercek altında tutulur? Çanakkale'deki, mucize neden hurafe ya da doğa olayı olarak yorumlanır?

Türkiye gibi 2500 yıllık bir devlet geleneği olan bir milletin, bu kabil manevi başarıları, bazı hortumcu düşünce erbabı tarafından niçin bu kadar aşağılanır?

Çanakkale gibi destan yazmış bir milletin torunları, bugün ülkemizde, ne adına gözyaşı akıtmaktadır? Ülke çoğunluğu hangi sömürge anlayışının yoksulluk kaderini yaşamaya devam etmektedir? Toplumu derinden etkileyen ahlaki ve ruhsal çöküntüler kimlerin eseridir? Toplumun aile yapısına yönelik kasıtlı yayınlar ve sonucunda meydana gelen terörist ruhlu insanlar, tinerciler, kapkaççılar, okullarda gençlerin içine düştüğü ruhsal bunalımdan kim ya da kimler sorumludur?

Bu yıkıma rağmen, İslam gibi koruyucu bir moral kaynağının, tehlike unsuru gösterilmesi hala hangi amaca hizmet içindir?

Dini duygu sahibi insanların; laik devlet nazarında “bunlar insan bile olamaz” ön yargısı ile aşağılanması ve dahi takiyecilik vs. gibi akıl dışı isnatlara maruz bırakılması hangi demokratik mantıkla ile izahı kabil bir anlayıştır?

Başı dik bir başbakanın İHL mezunu diye, laik devlet karşıtı gösterilerek rencide edilmesi, hangi laik hoşgörü ile izah edilebilecek bir durumdur?

Bütün bu olumsuzlukların arkasından devletin laik şeklinin, dini devlet düzenine tebdil edilme safsatası ve bunun üzerinden devlet içinde gerginlik üretilmesi, sonra, bu senaryo üzerinden mal ve ganimet paylaşımına girişme kolaycılığı gibi bozuk bir karakter yapısı, cumhuriyetin hangi yüksek çıkarları ile açıklanabilecek bir anlayıştır?

Çanakkale ile elde edilen zaferin; siyasi, ekonomik, sosyal ve stratejik sonuçlar açısından dünya ile yarışacak bir avantaja dönüştürülememiş olması bugün itibariyle kimin ya da kimlerin suçudur?

Milli savunmamıza ait stratejik araçların tamir ihtiyacının dahi, 1948 de kurulan bir devletin himmetine kilitlenmiş olması, kimlerin çıkarına hizmettir?

Atatürk'ün “ Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir “ dediği siyasi iradenin; yani Amasya, Erzurum, Sivas kongrelerinde birlikte resimlenen ve şekillenen o şanlı iradenin; bugün ülkemizde sakıncalı bir mahiyet haline gelmiş olması hangi çıkarlara hizmet anlamını çağrıştırmaktadır?

Bilmem ki, 253 bin şehidin Çanakkale'si ile bugünkü Türkiye'yi bu örneklerden daha iyi ne izah edebilir? Bilinmeli ki Çanakkale ruhu asla bu değil.

Dolayısıyla, bu ruhun eseri olan bir destanın tersine dönmesi ve bu ruha can veren evrensel bir inanç akidesinin, emperyalist batı çıkarları adına irtica töhmeti altında aşağılanması insanın gücüne gidiyor.

Dolayısıyla Çanakkale zaferinin başarı mayasını teşkil eden dinamik bir varlığın, bu denli çirkin ifadelerle yargılaması samimiyetle belirtelim ki, bu ülkenin yararına hizmet etmiyor! . Sadece vatan hainlerini ve bu ülkenin askerine - polisine kurşun sıkan kahpeleri sevindiriyor!

ZAFERLER VE BAYRAMLAR

Bilindiği üzere başarılmış her zaferin sonucu bayramdır. Çanakkale zaferi ise milletimiz için bu bayramların en yücesidir. Ancak bu bayramın maddi ve manevi havasının, bugüne kadar toplumun ruh dünyasına yansımamış olması milletimiz için büyük bir talihsizliktir.

Eğer milletimiz, bu zevki bugüne kadar devlet ve millet bütünlüğü içinde tatmış olsaydı, her halde ülke olarak biz de, Almanya ve Japonya gibi bir sanayi toplumu olma üstünlüğünü çoktan hak etmiş olurduk. Görüyoruz ki, bu iki ülke ile aramızda bugün asırlık mesafeler var. Kaldı ki, 1935 de ülkemiz, ekonomik yönden Japonya ile aynı basamaktaydı.

Peki, bizi bu ülkelerin gerisinde kalmaya kim zorladı? Cevap ortada: Ülkemizde, sorgulanmaktan muaf bir mantalite. Din ve dindarla uğraşmak; Mustafa Kemal Atatürk'ü bu ülkenin dinine ve dindarına düşmanmış gibi göstermek. Laiklik ilkesini, Marksist ideolojinin eylemlerine uygun bir uygulama alanına hapsetmek.

Dolayısıyla, kalkınmaya gidecek ülke imkânlarını da sonucu ancak işgal güçlerini sevindirecek iç kavgalara, bir anlamda hortum kaynaklarına aktarmak,

Çanakkale ruhuna inat, ülke insanlarını kendi arasında; Türkçü-Kürtçü, Alevi-Sünni, Laik-anti laik kamplaşmalar içerisine sürüklemek.

Gelişmeyi batıya kaydırıp, ülkenin doğusunu ve güneydoğusu ihmal etmek; sonra güneydoğu bölgesini terörle anılan noktaya getirmek. Bütün bunlardan sonra, böyle bir ülkenin dış düşmandan bahsetmeye hakkı olabilir mi ve dahası böyle bir ülke gelişen modern çağa ayak uydurabilir mi?

SON KALE-ÇANAKKALE

Çanakkale'de birlik için atan yürekler, bugün neden paramparça oldu, kim parçaladı bu yürekleri? Bu ülkeyi soyup soğana çeviren içimizdeki ganimet avcıları kimler? Ülkeyi 375 milyar dolar borç ipoteği ile içteki ve dışarıdaki yağmacıların vurgun arenası haline kimler getirdi?

Şehit kanı ile sulanan toprakları, batakhane haline, rengini şehit kanından alan sahilleri çıplaklar kampına kimler dönüştürdü. Bunların yerine neden bizim de ülke olarak NASA gibi kurumlarımız ve kuruluşlarımız inşa edilmedi! ?

Çanakkale'yi geçilmez kılan dini mefkûre ruhuna yönelik baskılar dâhil Şehitlik kavramını bile ülkemizde yasak kavramlar arasına kimler, ne adına soktu?

Bu soruların ardı arkası yok. Öyle görünüyor ki, önümüzdeki yıl, bir 18 Mart 1915 tarihli bir Çanakkale zaferini daha işte böylesi çelişkiler yumağı içinde kutlayacağız.

Peki, On dört ay boyunca, karada ve denizde; metre kareye düşen sekiz bin mermiyle tarihin en dar alanında yapılmış ve kazanılmış bir savaşın sonucunda böyle mi olmalı idi?

Hiç çalışılmasa bile durduk yerde, bünyesinde yer alan iki boğaz ve diğer yeraltı kaynakları itibariyle dünya karşısında hükmen galip durumda olan bir ülkeyi, bu aşağı seviyelere kim ya da kimler mahkûm etti?

Ey neslimiz biliniz ki, biz ne dersek diyelim, bu güç her vesile ile bizi suçlamaya devam edecek. Ama hiçbir suçlama ve tehdit bizi Çanakkale ruhundan ve vatan sevgimizden koparamayacak.

Biz biliyoruz ki, eğer Çanakkale geçilseydi, Hıristiyan dünyası için bu savaş son unvan savaşı olacaktı. Ancak 253 bin Can Mehmedimiz bu lanetli plana geçit vermedi, bizde vermeyeceğiz.

Kendi insanın, hayat ve tarih anlayışını, Çanakkale ruhuna göre dizayn edenleri kendi ülkesinde, İrtica damgası ile yaftalayan mantık, batan bir gemide ele geçen bir düşman askerinin şu tüyler ürperten beyanını çok iyi okumalı; "Bu, inanılmayacak kadar güzel bir şey. Şansımızın bize bu kadar yardım edeceğini hiç tahmin etmiyordum. Gidiyoruz. Galata kulesi 15 pusluk toplarımızla yerle bir edilecek. Deniz kana boyanıp leşlerle dolacak. Ayasofya'nın mozaiklerini, halılarını yağma edeceğiz. İnanıyorum ki, bir devrin kapanışına şahit olacağım." Bu gerçekler hiç kuşkusuz Çanakkale'yi geçmek isteyen saldırgan dünyanın kötü niyetlerine ait sadece küçük bir örnek.

Peki, bu emelline ulaştı mı, bu düşman askeri? Çanakkale yi geçebildiler mi? O gün için Hayır.
Çünkü karşılarında, " canının son parçası olan oğlunu savaşa uğurlarken "oğlum, babamı Dimetoka'da,Dayımı Sipka'da,Ağabeylerini Trablusgarp cephesinde kaybettim. Sen ise son parçamsın. Allah'a emanet ol. Git, Sen de git...... Aile mahremiyetin düşman elinde soyulacaksa, minareler ezansız, camiler, Kur'ansız kalacaksa sen de git" diyen, vatanı ve dini için evlatlarını gözünü kırpmadan şehitliğegönderen yürekler vardı. O gün için hayır dememin elbette ki bir sebebi var!

Ne diyor du Hamilton (1853–1947) ; Çanakkale mağlubiyetleri için Lortlar kamarasında; Beyler, Çanakkale den kötü haberler geliyor. Anlaşıldı ki, askeri yöntem ile Türkleri yenmemiz mümkün değil. Artık hedef değiştirmek lazım. O da, onların tek güç kaynağı olan şu elimde gördüğünüz KUR’AN denilen kitabı, onların elinden almak ve ruhlarını sömürgeleştirmek.

Eğer bunu yapmazsak ,onlarla savaşımız hiçbir zaman bitmeyecek ve bizler her savaşta daha büyük zayiat veren taraf olmaya devam edeceğiz.

Netice itibariyle, bu denilenlerin hepsi ülkemizde bugün gerçek oldu. Çanakkale de yapamadıklarını, soğuk savaş yöntemiyle bir- bir hallettiler ve bugün bu amaçlarına da ulaştılar.

Kısacası, Hamilton un dedikleri gerçekleşti ve batan gemide bulunan hatıra defterindeki asker de ne dediyse bugün hepsi de bir-bir yerine geldi; Ayasofya Ezansız ve bir nesil de Kur'ansız bırakıldı.

ÇANAKKALE ŞEHİTLİLERİNİN KEMİKLERİNİ SIZLATAN ZİYARET

Çanakkale şehitlerini ziyaret sırasında, göbeklerini teşhir etmekten zevk alan ar yoksunu genç kızlarımızı görünce gerçekten insanlığımdan utandım.

Bunlar buraya ibret için değil, sanki resim çekmeye ya da bedenlerini teşhir etmeye gelmiş gibiydi.
Bu neslin ayakları altındaki şehitleri bilmem, ama bu durumdan en çok Hamilton'nun sevinmiş olduğunu söylemek herhalde kehanet olmasa gerek.

Bu durumda tavsiyem şudur: Çanakkale şehitlerini ziyarete giderken siz-siz olun, sakın bu kötü Ahlak örneklerini örnek almayın. !

Çanakkale' ye gidişiniz, mutlaka o büyük sevdaya tanıklık için olsun. ! Çanakkale'ye hafızanızı tazelemek için gidin. Çanakkale'ye en az bir kaç Kur'an Hatmi okumuş olarak gidin.

Çanakkale'ye, ağlamak, ibret almak ve eğer varsa, düşman kültürüne ait içki, alkol gibi kötü alışkanlıklarınız, tıpkı Oşın gemisinin batırılışı gibi siz de bu alışkanlıklarınızı, bu kutsal suların derinliklerine gömün. Dolayısıyla Çanakkale'ye gidişinizle, gelişiniz mutlaka farklı olsun.

Dönüşünüz öylesine muhteşem olsun ki, Çanakkale'nin derin sularına gömülen emperyalist haçlı askerlerinin iskambil kâğıtlarında temsil edilen kirli ruhu bir daha elinize bulaşmasın (!)

Eğer Çanakkale ziyaretinizi, bu mefkûre içinde yaparsanız eminim ki, şehit kanlarıyla sulanan topraklar sizi çok daha farklı selamlamış olacaktır.

Çanakkale'ye, sakın tek başınıza da gitmeyin, yanınızda mutlaka çocuklarınızı da götürün. Ve onlara deyin ki, bak yavrum! Senin tarihin burada. Orada hayallerini, umutlarını yüreklerine gömen gencecik Mehmetler yatıyor. Onlar da senin yaşındaydı, burada sen güven içinde yaşayasın diye toprağa düştüler bir mart ayında.

Eminim ki çocuklarınız bu durum karşısında, hem içinde bulunduğu uyuşukluktan kurtulacak ve hem de misyonerlik gibi yıkıcı güçlerin telkinleri karşısında büyük bir motivasyon kazanmış olacaktır.

Ve Okul kapılarında, birbirini bıçak sallayan ve uyuşturucu belasına kurban giden bir nesil için ve dahi askerine-polisine hain pusular kuran sevgisiz ve aşksız bir nesil için, Çanakkale ziyareti gerçekten bulunmaz bir fırsat. ! Tekrar edelim ki, eğer Çanakkale geçilseydi, 18 milyon metre karelik "üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk" olarak telakki edilen İngiltere egemenliği dünya da hala devam ediyor olacaktı.

Dönemin İngiliz Harbiye Nazırı W. Çhrçhill'in bu konuda ki, şu tespiti çok ilginçtir." Çanakkale yenilgisi bize; bütün sömürge kurduğumuz Hindistan ve İslam coğrafyası üzerindeki güvenimizi kaybettirdi. Dolayısıyla buralarda ki iktidarlarımızı, bu yenilgiden sonra kaybettik."

Çanakkale'yi geçilmez kılan şanlı şehitlerimizden özür dileyerek sözlerime son verirken, bu cennet fedailerini komutanlarından erlerine bir kez daha rahmet ve minnetle anıyorum. 276 kg. Topu nasıl kaldırdığı hala bir mucize olarak gönüllerdeki yerini koruyan Seyit onbaşının huzurunda saygıyla eğiliyorum.

" Biz 12 kişi idik, düşman bizi tümen sanmıştı. Akşam vaktine dek savaştık. Kaderimiz şehit olmakmış, güneş batarken de arzumuza ulaştık. " anlamındaki mesajın sahibi Yahya çavuşumu; dahası bunlar arasında daha çocuk yaşta şehit düşen sayıları on binlerle ifade edilen "medrese(üniversite) nesline" en derin şükran hislerimi sunuyorum.

Tekrar edeyim ki, Çanakkale de yaşanan gerçekleri anlatmak asla harcım değil. Çanakkale'nin şahsında Çanakkale'ye rağmen ülkemde yaşanan acı gerçekleri anlatmaya çalıştım. Kendimden asla bir şey ilave etmedim. Kim ne düşünürse düşünsün; yaşadığımız bunca ağır baskı ve hakaretlere rağmen, bizler tüm kurumlarımızı seviyoruz. Bu bağlam da milletimizi, tarihimizi, vatanımızı, dinimizi varlık sebebimizin birer parçası kabul ediyor ve hepsini de bir can azizliği ile seviyoruz. .

Yazı boyunca ifade etmeye çalıştığım öz eleştirilerim; Çanakkale de canlarını veren bir neslin torunlarını, hukuk devletinde olması gereken adalet eşitlik ve hoşgörü gibi ilkelerin aksine, kendi vatanında parya muamelesine tabi tutan bir anlayışın sergilediği şaşkınlığı dile getirmek içindir.

"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlık arasında şaşırtacak bir mahiyet alır." (M. Kemal Atatürk)

İşte benim de şaşkınlığım böyle bir gerçeği dile getirmek içindir.
Allah, bu vatan için unutulmaz bir tarih yazan Çanakkale şehitlerimize ve onların şanlı komutanlarına rahmet eylesin Âmin. İsmail HASBAL /Aralık 2006

 

Başa Dön

Ana Sayfa

 

 

 

Copyright © 2006 - Tüm hakları saklıdır. www.ismailhasbal.com